Türk Savunma Sanayiinin İlk Şehidi: Nuri Killigil
blog·24 Temmuz 2026

Türk Savunma Sanayiinin İlk Şehidi: Nuri Killigil

Serimizin bu bölümünde Türk Savunma Sanayiinin kurularından olan ve Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa'dan bahsediyoruz. Rahmetle...

On dokuzuncu yüzyılın sonları, yirminci yüzyılın başları... Koskoca bir imparatorluk çöküşe geçiyor. Döneme ayak uydurulamaması, liyakatsizlik ve daha birçok şey. Vatanperver gençler bu gidişata dur demek için önce imparatorluğu kalkındırmaya çalışıyorlar sonra kurulan genç cumhuriyeti güçlü kılmak için canla başla mücadele ediyorlar. Bu gençlerin mücadelesinde özellikle bir aile dikkatimi çekiyor, üç büyük komutan çıkaran bir aile: Enver, Halil ve Nuri Paşalar. Genç Ahval’in bu haftaki yazısında Türk savunma sanayiinin babası Nuri Killigil’den bahsedeceğiz. 

1890 yılında altı çocuklu Kırım göçmeni Gagauz bir ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Doğum yeri resmi kayıtlarda İstanbul olarak geçsede ailesinin ikamet ve görev çizelgesi incelendiğinde fiili doğum yerinin Manastır olduğu anlaşılıyor. Babası Hacı Ahmet Bey annesi Ayşe Hanımdır. Ailesi Kırım-Kilya-Abana hattındaki göçten dolayı Killi, Killioğlu olarak anılmaktayken zamanla bu ifade Killigil hâlini almıştır.  

Çocukluk yılları Manastır’da geçmiştir. Manastır o dönemler de Osmanlı İmparatorluğu için hem askeri hem idari açıdan önemli bir merkezdir. Şehirde askeri idadi ve rüştiyeler vardır. Nuri Killigil askerlik hayatına ağabeyi Enver Paşa gibi Manastır Askeri Rüştiyesi ve İdadisinde eğitim görerek başlamıştır daha sonra eğitimine Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Okuluyla birlikte eğitimini tamamlamıştır. Mülazım-ı Sani yani teğmen rütbesiyle mezun olmuştur. 

Trablusgarp, Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı, Kafkasya gibi önemli savaş ve cephelerde rol oynamıştır. Ben bunlardan sadece birine değineceğim: Kafkas İslam Ordusu. 

Bolşevik ihtilalinden sonra Ruslar, Kafkasya'dan çekilince bölgeye tam bir düzensizlik hakim oldu. Rusya'nın çekilmesiyle Gürcü, Ermeni ve Azerbaycan Türklerinden oluşan Transkafkasya Komiserliği ve bundan sonra kurulan Transkafkasya Seymi ile bölgedeki güç boşluğu doldurulmaya çalışılsada farklı unsurlardan meydana gelen bu oluşumları bir arada tutabilecek ortak bir ülkü yoktu bundan dolayı kısa sürede görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bolşevik ve Ermenilerin kalleşçe işbirliğiyle Mart 1918'te Azerbaycan Türklerine karşı zalimce katliamlar yapmıştır (Mart Olayları veya Bakü Katliamı olarakta geçer). Müslüman Türklere yapılan bu soykırımda binlerce masum hayatını kaybetmiştir. Azerbaycan hükümeti Osmanlı'dan askeri yardım istemiştir. Azerbaycan hükümetinin talebi üzerine ordu gönderilmesi kararlaştırıldı ve ordunun başına Nuri Beyin getirilmesi kararlaştırılıp Sultan Vahdeddin'in fermanıyla resmileşmiştir. Yarbay olmasına rağmen ordunun başına geçebilmesi için Fahri Ferik ünvanı verilmiş ve Nuri Bey artık Nuri Paşa olmuştu. Nuri Paşa görevlendirmenin ardından önce Musul'a geçti burda birliklerin hazırlanmasını sağladı. Hazırlanan birlikler Musul'dan çıktıktan sonra Hakkari-Van hattından İran'a ordan  Hoy-Dilman-Culfa üzerinden Kafkasya sınırlarına geldi. Bu güzergahta İran'ın dağlık alanları intikali zorlaştırdı. Ardından dönemin Azerbaycan hükümetinin merkezi olan Genceye ulaşıldıktan sonra Osmanlı birliklerinin ilk karargah noktası burası olmuştur. Nuri Paşa burda Kafkas İslam Ordusu'nun teşkilatlanması için çalıştı. Ordu iki unsurdan oluşuyordu: Osmanlı birlikleri ve yerli kuvvetler. Osmanlı birlikleri 5. Kafkas Tümeni, 15. Fırkadan bazı birlikler, gönüllü kuvvetler ve destek birliklerinden oluşuyordu. Yerli kuvvetler ise Azerbaycan hükümetinin oluşturmaya başladığı milli birlikler, aşiret güçleri ve gönüllü gençler. Yerli birliklerin eğitimi Nuri Paşanın sorumluluğundaydı. 

Bakü'nün fethini sağlayan çarpışmalar Gence'den doğuya doğru başlamıştı. İlk çarpışmalara Gökçay hattında başlamıştı burda Ermeni ve Bolşevik birlikleri güçlü savunma hatlarına sahip olduğu için çarpışmalar şiddetli geçmiştir. Salyan bölgesinde zor coğrafi koşullar (nehir ve bataklık araziler) yüzünden ilerleme bölge halkının yardımıyla sürdürülmüştür ardından Aksu hattındaki direniş kırıldıktan sonra ordu Kürdemir yönünde ilerledi. Kürdemir çevresindeki demiryolu ve karayolu ele geçirilince Bakü'ye doğru giden yol açıldı. Ardından Bakü katliamında büyük yıkıma uğrayan ve Bolşevik-Taşnak birliklerinin yoğun olduğu Şamahı'ya girilmiş ve burası hat için önemli bir merkez olarak kabul edilmiştir 

Kafkas İslam Ordusu Bakü'ye iki taaruzda bulunmuştur. Birinci Bakü Taaruzu ordunun Bakü kapılarına ulaştığı ilk büyük taaruz harekatıdır fakat Bolşevik ve Ermenilerin kontrolünde olan şehirdeki güçlü savunma hattı yüzünden ordu ilk taaruzda geri çekilmek zorunda kalmıştır. İkinci taaruzda İngiliz General Dunsterville komutasındaki İngiliz birliklerininde şehre girmesiyle Bolşevik ve Ermenilerin yanı sıra İngiliz birlikleriyle de mücadele edilmiştir. Ordunun en yoğun muharebeleri bu dönemde gerçekleşmiştir. İlerleyiş zor olsada planlı biçimde yürütülen taaruzda şehir tamamen kuşatma altına alınmıştır. 

15 Eylül 1918 tarihinde şanlı ordu Bakü’ye muzaffer bir şekilde girdi ve Bakü’nün idaresi Azerbaycan hükümetine teslim edildi. Bakü’nün geri alınması Kafkasya’daki güç dengelerini değiştirdi. 

Bakü’nün fethinden sonra Kafkas İslam Ordusu Karabağ ve Dağıstan’a yönelmiştir. Karabağ’da asayişi sağlamayı amaçlamıştır ve Dağıstan’daki bazı hükümetlerin Osmanlı’dan yardım talep etmesi üzerine bazı bölgelere Kafkas İslam Ordusu askerleri gönderilmiştir ve bölgede istikrarın sağlanması için çalışılmıştır. 

Kafkas İslam Ordusu, Azerbaycan tarihinde önemli bir yere sahiptir Osmanlı İmparatorluğunun 1. Dünya Savaşından sonra takatsiz dönemlerinde aynı kandan oldukları dindaşlarını kurtarma girişimidir ordu silah bıraktırılmak zorunda kaldıktan sonra Azerbaycan Hükümeti çok uzun ömürlü olmasa bile Kafkas İslam Ordusunun kahramanlıkları, Nuri Paşanın birazdan bahsedeceğim esaret sonrası mücadelesi ve Enver Paşa Hazretlerinin Türkistan’daki kahramanca mücadelesi sayesine günümüzde bile Enver ve Nuri Paşalar Türk İslam dünyasını birbirine bağlayan önemli figürler olarak anılmaya devam etmekte. 

Mondoros Mütakeresi sonra Kafkasya topraklarından ayrılıp Batum’a geçen Paşa Hazretleri 9. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa’ya İstanbul’a gitmek için yola çıktığını bildiren bir mektup yazmıştır. Batum İngiliz işgaline girdikten sonra Artvin-Ardahan üzerinden Kars’a geçip burda Yakup Şevki Paşa’yla görüşmüştür daha sonra Erzurum-Bayburt üzerinden Trabzon'a geçmiştir deniz yoluyla İstanbul’a geçtikten sonra Osmanlı İmparatorluğunun başkentinde Osmanlı’nın son demlerinde zaferlere imza atan Nuri Paşa Hazretleri çok üzücü bir şekilde iskeleye çıktığında polisler tarafından Harbiye Nezaretine götürülüp İngilizlere teslim edildi. Abisi Enver Paşayla Talat ve Cemal Paşalar da 1. Dünya Savaşından sonra İngilizler tarafından savaş suçlusu ilan edildikleri için ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar. Ne yapalım tarihi kazananlar yazıyordu... Ne olursa olsun ne Türk Milletinin ne de Paşaların mücadelesi burda bitemezdi, bitmedi de! 

Nuri Paşa tutuklandıktan sonra bir gün Bekirağa Bölüğü’nde tutuldu ve ardından tekrar Batum’a götürüldü Ardahan Kışlası’nda beş ay İvanovka tabyasında bir ay tutulmuştu 

Ardahan Kışlası’ndan kaçışında çoban olarak görünen bir grup kişi Nuri Paşa’ya ipuçları içeren bir not ulaştırdığı; bunun üzerine Nuri Paşa’nın muhafızların güvenini kazanarak gezinti alanını genişletip bir gün muhafızlarıyla beraber dışarı çıktığında ormanlık alanda açılan ateşte iki düşman subayı ve üç çavuşu öldürüldüğü ve çıkan kargaşada Paşa’nın ormana çekildiği bilinmektedir. 

Nuri Paşa düşman esaretinden kurtulmuştu, işte mücadele bitmemişti, Paşa Azerbaycan ve Dağıstan’da tekrar mücadeleye girmişti. Doğu Anadolu’da Kazım Paşayla temaslarda bulunmuş Bakü’ye yeniden gitmesine ve burada Anadolu’daki Milli Mücadeleye destek verilmesi amacıyla teşkilatlanmasına karar verilmişti. 

Kafkasya’dayken siyasi ve askeri bağlantılar kurmuş ve Kuzey Kafkasya Komitesi tarafından bölgede bulunan müslüman birliklerinin komutanlığına tayin edildi. Özellikle Dağıstan bölgesinde farklı farklı kuvvetlerin başında bulunmuştur. 

Nuri Paşa’nın Dağıstan’daki hareketlerı sırasında bölgede etkin güce sahip General Denikin (Beyaz Ordu) güçlerine (Beyaz Ordu Bolşevik Devrimine karşı çıkan Kızıl Orduyla savaşan monarşist, liberal ve sosyalistlerden meydana gelen oluşumun askeri kanadıdır) karşı Kızıl Orduyla birlikte savaşmıştır. 

Beyaz Ordunun yenilmesinden sonra bölgedeki güç dengeleri değişmiş ve bu sefer Bolşevikler bölge de hakim duruma gelmiştir. Bunun üzerine Nuri Paşa bölgedeki Bolşevik hakimiyeti artmasın diye mücadele etmiş, bölgedeki direnişi sürdürmeye çalışmıştır fakat Bolşeviklerin hakimiyetinin giderek artmasıyla mücadele giderek zorlaşmıştır. 

Nuri Paşa Kafkasya’daki son faaliyetlerinden birini Karabağ’da gerçekleşmiştir. Bu faaliyet bölgedeki Azerbaycan ve Ermeni kuvvetlerinin çatışması ve Bolşevik ilerleyişi üzerine ortaya çıktı. İngiliz kuvvetleri Bakü’ye girdikten sonra Şuşa’ya girmiş ve Karabağ’ın Azerbaycan’a ait olduğunu kabul etmiştir ardından Hüsrev Bey Sultanov’u vali olarak atamıştır. 

Bu dönemde Nuri Paşa harekatta yerel birliklerin başında aktif bir şekilde faaliyet gösteriyordu Şeki, Cevanşir, Ağdam atlı birlikleri, Bakü Yaya Alayı ve iki topçu birliğiyle birlikte yaklaşık 6.000 kişi direniyordu. 

Bölgede Bolşevik hakimiyetinin artmasıyla direniş güçleşmişti. Karabağ’da mücadele bastırılmış ve Nuri Paşa Kafkasya'dan ayrılmak zorunda kalmıştı... 

Nuri Paşanın Kafkasya’daki direnişi bitmişti ama Paşa yine de mücadeleyi asla bırakmamış Anadolu’daki Milli Mücadeleye dahil olmuştu. Ağustos 1920’de Erzurum’da Kazım Karabekir’in emrindeki 15. Kolorduya girmiştir. Ermenilerin, Türk birliklerine özellikle de köylerine yönelik saldırı ve zulümlerine karşı Erzurum ve çervesinde yoğun bir askeri harekat hazırlığı içinde bulunuluyordu. 

Nuri Paşa, Doğu Cephesine Azerbaycan’dan getirdiği süvari birliklerini de dahil etti. Doğu Cephesi Komutanlığı hazırlıklarını tamamladıktan sonra yirmi yedi Eylül’ü yirmi sekizine bağlayan gecede 9. Kafkas Tümeni ve 12. Piyade Tümeniyle Sarıkamış'a doğru ileri harekata başlamıştı. Bu harekatta Nuri Paşa, 12. Piyade Tümeni emrinde bulunan Azerbaycan Süvari Alayında bulunuyordu. 

Ve gelelim Nuri Paşanın Doğu Cephesinde kurduğu ve ilerde Türk Savunma Sanayiinin kurucularından olması yolunda attığı ilk adımlarından olan fabrika ve imalathanelere. Nuri Paşa, Sarıkamış’ın geri alınmasından sonra fabrika ve imalathanelerin kurulmasında ve işletilmesinde görevlendirilmiştir. Kars ve Erzurum’da kurulan tamirhane ve fabrikalarda ele geçirilen silah ve malzemeyi yeniden kullanılabilir halle getirmek için çalışmıştır. Daha sonraki çalışmalarında Erzurum Firdevsoğlu Kışlası içinde bulunan askeri fabrikanın kurulmasında Nuri Paşanın rolü vardır. İhanet ve Müslüman Türklerin kanı üzerine kurulan Ermenistan birlikleri ve Rus birliklerinden ele geçirilen silah, cephane ve makine parçalarıyla bir atölye kurulduğu ve burada teknik çalışmalar yürütüldüğü bilinmektedir. 

Nuri Paşa 1928 yılında askerlikten emekliğe ayrıldıktan beş yıl sonra 1933 yılında Zeytinburnu Demir Eşya Fabrikasını kurmuştur. İlerleyen yıllarda bu fabrikada demir eşyaların yanı sıra silah ve mühimmat üretilmeye başlanmıştır. 1946 yılına kadar faaliyete devam eden fabrikanın tezgahları 1946 yılında Sütlüce’ye taşınmıştır. Zeytinburnu Demir Eşya Fabrikasında çok farklı alanlarda üretim yapılmıştır. Kayıtlarda matara, demir çubuk, tuğla, soba ve kumbara gibi demir eşyaların yanı sıra silah, tapa ve mermi üretimi de yapılmıştır. Bu dönemde Nuri Killigil'in zaman zaman motor imalatı düşündüğü, özellikle dizel motor üretmeyi düşündüğünü bilmekteyiz. 

1938 yılında Sütlüce Madeni Eşya Fabrikası tasfiye edilen limited şirketinden satın alınmıştır. 31 Mart 1939 tarihinde Ekonomi Bakanlığına fabrikanın ruhsatını almak için başvurmuştur. Ruhsatnamede fabrika madeni eşya fabrikası olarak geçsede  birinci maddede fabrikanın savaş malzemesi üretebileceği belirtmiştir bundan sonra Sütlüce Madeni Eşya Fabrikasında  hem madeni eşya hem de savaş malzemeleri üretilmeye başlanmış ve Zeytinburnu’ndaki fabrikanın da buraya taşınmasıyla  Nuri Killigil’in üretim merkezi haline gelmiştir. 

Sütlüce Madeni Eşya Fabrikası’ının üretim imkanları geliştirilmiştir. Şimdi üretilen ürünlerden bazılarına değineceğiz. 

Nuri Tabancası: Killigil Tabancası veya Nuri Tabancası olarak bilinen tabanca 9mm çapındadır ve seri üretime geçilen bir üründür. Bir örneği İstanbul’daki Askeri Müzede sergilenmektedir. 

81mm Havan: 81mm piyade havanı üretimi için Milli Savunma Bakanlığı ile bir sözleşme yapılmış fakat üretilmesi beklenen 480 adet havanın üretimi savaş şartları  ve parça eksikliği sebep gösterilerek teslim tarihi iki kez uzatılmıştır 

Uçak Bombaları: Sütlüce Fabrikası’nda çeşitli ağırlıklarda uçak bombaları üretilmiştir 250, 50, 10 ve 1 kilogramlık bombalar üretildiği bilinmektedir. 

Uçaksavar Mühimmatı: Uçaksavar topları için mühimmat ve 40mm’lik uçaksavar toplarını için hassas tapa üretimi yapılmıştır 

Sütlüce ve Zeytinburnu fabrikalarında üretilen silah ve mühimmatın bir kısmını Milli Savunma Bakanlığına bir kısmını da yurt dışına sattığı bilinmektedir. Özellikle Mısır, Suriye ve Pakistan’dan siparişler alındığı, bu ülkelere silah ve mühimmat satıldığı bilinmektedir. 

TBMM tutanaklarından elde ettiğimiz bilgilere göre Nuri Killigil'in 1948 yılında Pakistan, Mısır ve Suriye için ihracat talebinde bulunduğu fakat Birleşmiş Milletler Yüksek Konseyi’nin koyduğu ambargo nedeniyle Mısır ve Suriye’ye ihracata izin verilmediği, Pakistan için müsaade verildiğini öğreniyoruz. 

1948 yılında Arap İsrail savaşının başlaması üzerine Arap ülkelerinin silah ve mühimmat talebinin Nuri Killigil tarafından değerlendirildiği fabrikanın belli bir kalemde üretim yaptığı bilinmektedir fakat ihracat için hükümet makamlarından izin alınması gerekiyordu. Az önce de belirttiğimiz gibi bu süreçte Mısır ve Suriye’ye uygulanan ambargo nedeniyle izin alınamamış fakat Pakistan’a ihracat yapılması için gerekli izinler verilmiştir fakat 2 Mart 1949’da Sütlüce’de meydana gelen patlama nedeniyle süreç tamamlanamamıştır... 

Tarih 2 Mart 1949 16.50 suları... Sütlüce silah fabrikasında çok büyük bir patlama meydana geldi. Patlama o denli şiddetliydi ki fabrikayı tahrip etmekle de kalmadı çevre binalarda sarsıntı ve cam kırılmaları meydana geldi. 

Yangının sebebi tam olarak belirlenemediği için patlamanın bir kaza sonucu mu olduğu yoksa sabotaj mı olduğunun sebebi kesinleştirilememiştir. 

Olay esnasında fabrikanın bazı yerlerinde yangın çıktığı özellikle kimyasal maddelerin olduğu kısımda etkili olduğu, işçilerin bir kısmının dışarı çıkarıldığı fakat Nuri Paşa’nın patlayıcı maddelerin bulunduğu depoya doğru gittiği bilinmektedir. Yangının patlayıcı deposuna sıçradıktan sonra fabrikada çok şiddetli bir patlama meydana geldi... 

Ağabeyinden 27 yıl sonra Nuri Paşa da şehit olmuştu... 

Patlama sonrası Nuri Paşa’nın cenazesine bütün halinde ulaşılamamıştır. Patlamadan yaklaşık on gün sonra... Nuri Paşa’nın cenazesinin bir parçasına ulaşıldı. 

Hayatı boyunca vatanı için çalışan cepheden cepheye koşan Türk savunma sanayiini kuran Nuri Paşa’nın cenazesine ulaşılamadığı için cenaze namazı bile kılınamamıştı... 

 

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için giriş yapın